Paylaştıkça çoğalmak için..

Paylaştıkça çoğalmak için..

Paylaşmak güzeldir, paylaşmayı bilmek daha da güzeldir...

Ah bu sitemler!

7/2/2007

Nazarcığım öyle sitem yağmurunu tuttu ki beni sonunda yine buraya bişiler yazmaya kalktım...

Şu günlerde en büyük üzüntüm photobucket'in bana attığı kazık! Ah bileydim hiç görsellerimi oraya gönderirimiydim...

Yollamışım durmuşum görsellerimi fıri fıri ... OH  ne âlâ.... Bi de ne göreyim tüm görselller GÜM  

Çıldırmak üzereyim... En çok da bannerlarını yapıp yolladığım arkadaşlarıma mahçup etti beni bu photobucket!

Şimdi uzun bir süre görsellerimi yeniden yerli yerine koyma uğraşısı içinde olacağım... Sanki başka derdim yoktu

Aman benim başıma gelen kimsenin başına gelmesin...Bu işin tek sorumlusu yetersiz ingilizcem... Adamlar limitimin dolduğunu ve de bundan sonra para ödememem durumunda resimlerime sansür koyduklarını belirtiyorlar... Üstelik limiti dolduran benim görsellerim değil; görsellerimin başkaları tarafından yüklenmesinden oluşmuş anladığım kadarıyla...

sanki ceza gibi... Görselleriniz ne kadar kişi tarafından görüldüyse o kadar cezalısınız amlayacağınız...

Şimdilik bu kadar!

Nazar!

Bana beddua mı ettin?

 

 

Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TOK EVİN AÇ KEDİSİ!

24/1/2007

Bu aklıma nerden geldi bilmem? Sanırım son günlerde medyada geçen “öteki” sözcüğünün beynimde yansımaları sonucu anılarıma döndüm... Bir de bu kasvetli kış günlerinde insan biraz daha eskileri düşünüyor bi başına uzun zamanlar kalınca... Gerçi çok da haksızlık etmeyeyim havalara kasvetli deyip de... Aman napalım... Dilin kemiği, klavyenin duru durağı yokJ

Aklıma ne mi geldi?

Ovmaç, ovmaç!

Ovmaç nedir? Bilenler vardır kesinlikle; ama yine de benim bildiğim ovmaçı anlatayım...

Efendiceğizime söyleyeyim: ovmaç ekmeğin küçük küçük parçalara bölünüp yağda kızartılması demektir... Üzerine bir de tuz biber serpildi mi... HIMMMM... Yeme de yanına yat! Yat ki kilolar artsın...

Çocukluğumdan bir anıdır ovmaç... İlkokula gittiğim yıllarda Çiftehavuzlar’da oturduğumuzun evin kapıcısının evinde tattım ilk kez... Evde çorbaların üzerine yapılırdı... Özellikle domates ve soğan çorbasının üzerine konur... Enfes olur... Ama bu çeşit kızarmış ekmekleri sanki bir öğün yemeği gibi yenilmesini işte bu daha önceki tümcede andığım kapıcımızın evinde yedim...

Eskiden İstanbul’da hırsızlık, soygun gibi konular yoktu... Anca filmlerde rastlardık... Bu yüzden de sanki kapılarımız açık yaşardık... Annem bir yere giderken genellikle evin anahtarını paspasın altına koyardı... Ben de okuldan dönünce anahtarı paspasın altından alır eve girerdim..

İşte bu ovmaçın tadına öyle bir bayılmıştım ki... Okuldan dönerken hep içimden şöyle geçirirdim... Annem anahtarı bırakmayı unutmuş olsa da ben de bu bahane ile kapıcılara gidip ovmaç yesem....

Ah seni seni... İşte tam bir tok evin aç kedisi...

Aklıma düşmüşken yazayım dedim...

Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bu nasıl bir söz?

21/1/2007

Kaç gündür benim de gündemimi her Türk vatandaşı gibi Hırant Dink cinayeti işgâl ediyor...Ne kadar kendimi artık bu olaydan soyutlamak istesem de medya izin vermiyor! Hangi kanalı açsam, hangi haber sitesine girsem birincil konu bu doğal olarak...

Daha bir sürecek kanımca bu durum...

İlk yazımı olayı duyar duymaz hiçbir kitlesel haber kaynağından kirlenmeden saf durumumla yazmıştım... Ancak ne yazık  ki medyanın olayı verişinden izlediğim kadarıyla bu cinayet provokatörler tarafından tamamen Türk halkına bir karşı silah olarak kullanılmaya başladı...

İşte benim de midem bu aşamadan sonra bulandı!

Şimdi ağızlarda bir slogan oldu! Taksim’den Osmanbey’e kadar şöyle bağırarak yürüdüler:

“Hepimiz bir Hırant’ız!”

“Hepimiz bir Ermeniyiz!”

İşte burada gerçekten midem bulandı...

Ben de için için bu olayı kınamak için orada bulunmak istiyordum... Ama bu sloganları duyunca gitmediğimden dolayı oldukça rahat hissettim kendimi...

Ne demek ya “Hepimiz Ermeniyiz!”

Ermeni isen Ermeni’isindir!

Türk isen Türksündür!

Benim Türklüğüm, arkasında ülkemi bölme amacında olanların işlediği bir cinayetle vazgeçebileceğim ve de Ermenilerin 1915’de yaptıklarını da unutacak kadar bunak bir beyinli Türklük değil!

Ben ne Türklüğümden, ne insanlığımdan bir an dahi olsa asla ve asla vazgeçemem, VAZGEÇMEM!

Bu sloganı atanları esefle kınıyorum!

Ben Türk’üm!

Türk olarak bu cinayeti kınıyorum!

Bir takıldığım noktada bu cinayetin arkasından bu insanların nasıl hızlı bir şeklide organize olduğu?

Oysa çok yakın bir tarihte Danıştay baskını olmuştu! Unutmadınız değil mi? 2006 Nisan ayında... KanalTürk’deki Kadınlar Klubü progaramından çağrı yapılmıştı... İstanbul’da bu olay Kadıköy Meydanın’da kınanacaktı! Bendeniz cebimdeki son paramla akbil almış ve hemen toplantı yerinde bitivermiştim... Benim gibi birkaç vatandaş daha vardı... Okuldan kızını, oğlunu almış Atatürk’ün heykelinin bulunduğu İskele Meydanı’na gelmişlerdi... Bekle bekle... Ne gelen var ne giden! Yahu yalnızca vapurdan inenler beş dakikalığına meydanda dursalar kıyamet gibi bir kalabalık olurdu... O gün benim artık bu ülkede ne kadar duyarsız insanlar olduğu konusundaki inancımın temelidir...

Ama bakın görün! Ne kadar duyarlı(!) insanlar peydahlandı bir anda....

Çok şaşırtıcı ve de düşündürücü!

Taşıdıkları bayraklar ve de pankartlar da en az sloganları kadar düşündürücü!

Agos gazetesinin yakınında bulunan CHP Şişli İlçe Merkezi’nin bayraklarının protestoculardan bazılarının direklere çıkarak sökmesi ve de korkusuzca ateşe verip yakması da korkunç bir olay bence! O bayrakda Atatürk’ün ilkelerini simgeleyen altı ok mu bu protestocunun kıçına battı acaba?

Bu olayı önleyemeyen ve yokmuş gibi farzeden güvenlik güçleri ve medya da enaz bu protestocu provokatör kadar suçlu bence! Ben bu olayı NTV’den canlı olarak izledim... Ama nedense tekrarını görmedim... Benim amacım olayı daha da karşı karşıya gelir hale getirmek değil; aksine toplumun tansiyonun bu kadar yükseldiği bir anda provokatörlerin de zaman geçmeksizin engellenmesi... Bu tür provokasyonlara göz yumulursa ve de buna “demokratik hak”  deniyorsa bizle daha çok acılar yaşarız!

Birileri bu duruma fena halde çanak tutuyor!

Aman çoluk çocuğumuza sahip çıkalım!

Kimselerin maşası olmasınlar!

Hırant Dink’in katil zanlısı Ogün Samastı imiş...

Yaşı onsekizden küçük olduğundan yalnızca 16 yıl yatıp çıkacakmış!

Haberci haberi böyle okuyordu:”Yalnızca 16 yıl...”

Oysa daha 18 bile olmamış bir çocuk için 16 yıl demek bir ömür demek!

Acıdım ben bu çocuğa!

Yalnızca Hırant Dink’e değil, kendisine de kurşun sıkmıştı!

Birileri bu işten büyük rant sağladılar!

Kim bunlar?  

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bir cinayet ve sonrası!

19/1/2007

Yazık!

Gidene de kalana da yazık!

Türkiye'ye de yazık!

Değerlerimize yazık!

Canın hiç mi değeri yok!

Bunun arkasında neler var?

Bizler çok mu safız?

Hep sorular mı soracağız?

Yanıtlar kimlerin elinde?

Öldürenleri, katledenleri değil de düşünenleri, okup yazanları korumak neden bu kadar zor!

Üzgünüm?

Hem de çok üzgünüm!

İstanbulum'un toprağı kan içinde...

Bu kan ne zaman duracak?

 

son yazısını okumak isterseniz!

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Şikayetimdir!

11/1/2007

 

Pazar günü Boğaz’da yürüyüş yapmak zor iş! Hem de ne zor! Benim gibi “denizden babam çıksa yerim” diyenlerin en başında gelene bile illâllah dedirtmişse bu oltacılar gerisini varın siz düşünün... İnsanlar eğer bulundukları alanı toplumun diğer bireyleri ile paylaşmak durumunun bilincinde olsalar kesinlikle bu görüntü ortaya çıkmazdı! Bakın hele görüntüye...

Bu oltacıların arasından yürüyüp de geçmek kolay mı sanırsınız! Bilenler, yürüyenler hemen anlayacaklardır bu zor durumu... Ben de yurdum insanının bedava balık yemesini,  Pazar gününü  deniz kıyısında geçirmesini cânı gönülden isterim... Ama bir bireyin özgürlüğü diğer bireyin özgürlüğünü gasp eder hale geliyorsa orada duracaksın! Bana ne yürüyecek güvenli alan kalmış, ne oturup da soluklanacağım bank! Bu mudur insanlık! Bir tanıdığımın burada yürüyüş yaparken dudağına olta kancası takıldığını da düşününce durumunun ne kadar ince ince araştırılması gereken bir konu olduğunun kanıtı...

Ben de buradan sorunumu dile getirmek istedim...

Ey oltacılar sizi kime şikayet edeyim?

Benim TC Anayasa’ma göre sahiller halkın malıdır! Gerçi çoğu yasal olarak da yasal olmayarak kapalıdır da... Ama bangır bangır açık sahillerimden ben isteğim gibi yararlanamıyorum! Şöyle ürkmeden, sıçramadan Boğaz’da bir yürüyüş bile yapamıyorum!

Bebekleri olanlar, köpekleriyle yürüyüş yapanlar nasıl korkarak geçiyor bu oltacıların arasından bir bilseniz! Yani biraz ,insaf değil mi?

Biz ne zaman adam oluruz?

Saygı kavramını öğrendiğimiz zaman bence!

Bu “saygı” dediğimiz şey öyle pazardan kilo ile alınmıyor ne yazık ki...

Ne oturmayı, ne kalkmayı, ne yürümeyi ne de gördüğümüz gibi sahillerimizi dinlenme amaçlı kullanmayı becerebiliyoruz! Toplum olarak böylesi öz eleştirler yapmak hiç ama hiç hoşuma gitmeyen bir durum ama... bazen ne yazık ki gerekiyor yazmak! Bu kişilerin ne zaman ki toplumuzda sayıca azaldığını hissedeceğiz inanın o gün artık güzel günler başlıyor demektir!

Sizce o günler yakın mı?

Ben şimdi Boğaz’da özgürce yürüyüş yapabilme hakkımı kimden isteceyeceğim?

Hak verilmez alınır değil mi?

Hakkımı ver hakkı!

Hakkı da kim yahu?

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı