![]()
![]()

İstanbul soğuk! Soğuk ama yağış yok! Yağsa da yağmasa da soğuk öyle bir yapışır ki üstümüze tutup koparıp da atamayız üzerimizden! Bu yüzden midir nedir, sıcak gelir kalabalık sokaklar, caddeler bizlere? Gerçi yılın en sıcak havalarında da kalabalıktır İstiklâl! İstiklâl Caddesini bilmeyenler -ki bu kişiler kesinlikle hiç İstanbul’a gelemmiş olanlardır- gına geldiğini düşünebilirler... Ama İstiklâlsiz bir İstanbul, İstanbulsuz bir İstiklâl düşünülemez! Ankara’da veya İzmir’de bir İstiklâl olur mu? Çok çalışmak gerek çoook! İnanın bir başka İstanbul nasıl yoksa bir İstiklâl’de yok! Matematiksel olarak düşünce doğal olarak İstiklâl küçüktür İstanbul’dan... Ya da İstanbul büyüktür İstiklâl’den! Aferin bana! Bayağı da kuvvetliymişim kümelerde yav! İşte belli oluyor değil mi benim yine nerelerde gezdiğim! Kuşu bırakırsan kafesten en huzur duyduğu dala gider konar ya benim ki de o örnek! Nefes alabiliyorum bu yolarda... Huzur kaplıyor içimi... Kayboluyorum büyük insan boşluğunun içinde.... Sağımdan solumdan yüzlerce yüz akıp gidiyorlar! Kimis çok tanıdık, kimisini hiç görmüyorum bile... Tüm duygular var suratlarda... Kızgınlar da, üzgünlerde, kederlilerde... Uçmuş uçmuş gülenlerde.... Tedirgin bakışlarla bakınanlarda... Yalnızca ayaklarını izleyerek yürüyenlerde... Onların gözlerini de kaldırım taşlarına bakarak görürüm... Taşlar ayna gibi mi? Hayır değil... Ama taşlar üzerinden geçip gidenlerin ruh hallerini hep içine kaydeder gibi gelir bana! Bu yüzden pek yabancılaşmıştım ya bu sık sık kaldırım taşları değiştirilmesinden... Bu yabancılaşmam yine de geçmiş değil ne yazık ki... Hele yeni yeni açılan alışveriş merkezlerinin yapaylığı, ucuzluğu daha da zorlaştırıyor uyum durumlarımı... Ben İstiklâl’imi kaybetmemek savaşı veriyorum... Ama kendi kendime... İçimden içimden... Oysa değişen zaman ve insan var karşımda... Değişme kaçınılmaz... Olacak! Ama değişimin siyasal değişimle uyumu beni ayrıca rahatsız eden... Bir alışveriş merkezi vardı bu siyasi düşünceye yakın... Yenilendi(!) güya! Ama inanın daha da krolaşmış bir hallerde arzı endam etmekte İstiklâl’in göbeğinde... Bırakın içine girip de alışveriş etmeyi, önünden dahi geçmek istemiyorum! Ben sokak kedilerinin tezgâhlarının altından ustaca gezintiler yaptığı Balık Pazarı’nda gezindim biraz son gidişimde.... Hava soğuk ya! Niyetimiz bi bira içip, midye yiyip sıvışmaktı sokak kedileri gibi ortadan... ama işkembecinin önünden geçerken doğal olarak tutamadık kendimizi... Tam anlamıyla daldık dükkândan içeri... Çöküverdik bir masaya! Eşimde üşümüş besbelli ki benim çorba isteğimi hiç itirazsız onayladı! Ayıptır söylemesi olmaktan çıktı artık! Ayıp mayıp işte görüntülü olarak! Önden tuzlama, ardından kokoreç! En arkadan da zerde geldi huzura!
Ayıp ayıp bana yahu!
Tü bana!